Wadah Khanfar’ın İstanbul buluşmasına giden bir arkadaşım, Khanfar’a, “Bugünkü hâlimiz, Hz. Peygamber’in hayatında hangi döneme tekabül eder?” diye sorulduğunda, “Hendek Savaşı’nın sonlarına diye düşünüyorum.” cevabını verdiğini söylemişti. Hendek sonrası değil; yaklaşık yirmi gün süren bir savaşın son günlerine tekabül ediyor yani. Ahmet Özel hocanın yeni siyer kitabını bir halaqa ile okurken, Khanfar’ın neyi kastettiğini biraz daha anladığımızı düşündük.
Hendek Savaşı’nın bir diğer adı, hizipler, gruplar anlamına gelen “Ahzâb”. Zira bu savaşta, öncekilerin aksine Müslümanların karşısında tam bir şer koalisyonu mevcut: Kureyşli müşrikler, başta Benî Nadîr olmak üzere Yahudiler, Dûmetülcendel Hristiyanları, münafıklar ve kararsızlar. Bu hizipler karşısında Müslümanlar sayıca az olsalar da Hz. Peygamber’in diğer gazvelere kıyasla daha çok öne çıkan siyasi karakteri, diplomasisi ve istihbarat ağı, savaşın Müslümanların lehine sonuçlanmasını sağlıyor.
Çok katmanlı bir süreç olan bu savaşın sonlarında öne çıkan, yani Khanfar’ın vurguladığını düşündüğüm olay ise Benî Kureyza Yahudilerinin ihaneti. Medine’de Müslümanlarla anlaşma yaparak yaşamayı sürdüren son Yahudi kabilesi olan Benî Kureyza’nın, Hayber’e sürülmüş olan Benî Nadîr’in ısrarlı isteği ve kışkırtıcı sözleriyle Müslümanlara ihanet etmeyi kabul etmesiyle başlıyor bu süreç. Ve muhtemelen Müslümanların en ağır imtihan oldukları aşama da burası. Zira kendi içlerinden, beklemedikleri yerden vuruluyorlar. Tehdit içeriden geliyor. Bu haber, Müslüman kadın ve çocukların sığındığı şehrin güneyinin büyük bir risk altına girdiği anlamına geliyordu. Üstelik münafıklar boş durmayıp fitne çıkarıyor, bazı kararsız Müslümanlar da ailelerini korumak için savaştan ayrılmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Bu ortam, Ahzâb Suresi’nde, “Ölmekten ve öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size bir yararı olmaz... Eğer Allah size bir kötülük dilerse sizi Allah’a karşı kim koruyabilir veya size bir rahmet dilerse buna engel olacak kimdir?” (33/16-17) ayetiyle açıklanıyor.
Zorlu hava şartları, ihanetler ve yorgunluğa rağmen bu savaş, Hz. Peygamber’in siyasi ve stratejik aklı etrafında, yani ortak bir akıl etrafında toplanan Müslümanların lehine sonuçlanıyor. Bu savaştan sonra ise Kureyş’in yeni bir savaş teşebbüsünde bulunması artık imkânsız hâle geliyor.
Peki beni bunları yazmaya iten sebep ne? Bugünkü dağınıklığımız ve bir ortak akıldan yoksun oluşumuz. Ümmet olarak Hz. Peygamber örnekliğini idrak edemeyişimizin bedelini belki bugün Gazze ve cümle mazlum coğrafyalar ödüyor. Dışarıdaki şer ittifakına karşı birleşemediğimiz gibi, içimizdekilerden de darbe alıyoruz. Dağılıyoruz. Toplanacak bir merci arıyoruz; ancak öylesine bölünmüşüz ki kendimizden başkasının o merci olmasını kabullenemiyoruz. Çözülüyoruz, bunun farkındayız; ama bütünleştirici bir akla razı değil gibiyiz. Gazze örnekliğini kendi içinde kenetlenmenin en güzel örnekliğini sunarken üstelik. Tıpkı Ümmü Seleme’nin Hendek’te Müslümanları anlatırken söylediği, “Müslümanlar, dalları birbirine geçmiş, içine nüfuz etmenin imkânsız olduğu sık ağaçlar gibiydiler.” cümlesindeki gibi. Belki de buradan başlamalıyız: dağınıklıklarımızı toplamaya, kendi içimizde ortak bir akıl oluşturmaya.
Biz dağılan kullarız sen bizi toparla Allahım.
SRS
(Yukarıdaki soruyu düşünmemize vesile olan Hafsa’ya teşekkürler:) )
Yorumlar
Yorum Gönder